Salı, 26-09-2017, 00.31.25
Hoşgeldiniz Konuk | RSS

BAŞHÜYÜK

[ Yeni kayıt · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » TARİH BÖLÜMÜ » KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ » KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ
KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ
AssıTarih: Salı, 19-01-2010, 23.16.42 | Mesaj # 1
Generalissimo
Grup: Administrators
Mesaj: 45
Ödüller: 0
itibar: 0
Konum: Dışarıda

KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ

Doç.Dr.Ufuk TAVKUL

Kafkasların zirvelerinden Orta Asya’nin steplerine sürülen garip bir milletin acıklı bir hikayesi bu... Bir başka ifadeyle... Bağrında yetiştirdiği evlatlarını Sovyet Ordusu’na asker vermek zorunda kalan, bu yüzden takdir edilecegi yerde yaşlısı, kadını, kızı ve kundaktaki bebekleri ile birlikte, yüzyıllardır yaşadıkları anavatanlarından sürülen bir garip Türk ırkı olan Karaçaylıların dramı bu..
Tarih 2 Kasım 1943... Asırlardır Kuzey Kafkasya’nın zirvelerini kendilerine yurt tutmuş Karaçaylılar, Sovyet Diktatörü Joseph Stalin’in bir emriyle toplu sürgüne gönderiliyor... Dünya tarihinde eşine az rastlanır bir olaydır bu… Gece yarısı evlerinden alınan Karaçaylılar, hayvan taşımakta kullanılan vagonlara doldurularak Orta Asya’ya gönderilir.. Karaçaylılar, bu büyük sürgünün tek mağdurlari değil... Kafkasların bağrindaki bir avuç topraklarından zorla koparılarak hayvanlar gibi trenlere yüklenerek “toplu sürgün”e gönderilen Malkarlar, Çeçenler ve Inguslar da bu zulmün kurbanları...
O günleri bizzat yaşayan bir yazar olan Halimat Bayramuk’un sözleriyle…
“Evlerinden , yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan zorla koparılan bu insanlar, önce askeri kamyonlara hayvanlar gibi doldurulmuş ve sonra da günlerce sürecek çileli bir yolculuğun trenine bindirilmişti..”
Karaçaylıların Kara Günü olarak tarihe geçen bu dramı daha iyi anlayabilmek için zaman tünelinde geçmişe doğru kısa bir yolculuk yapmak gerekiyor… Rusya’da Komünistlerin iktidarı ele geçirdikleri tarihten itibaren büyük bir baskı altına aldıkları Çeçenler, İnguşlar, Dağıstanlılar, Karaçaylılar ve Malkarlılar büyük bir baskı altında tutulmuşlar. Kuzey Kafkasya’da Şeyh Mansur ile başlayan, İmam Gazi Muhammed ve İmam Şamil liderliğinde devam eden bağımsızlık mücadelesini unutmayan Komünistler, bu milletlere hep düşmanca davranmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında Almanya Diktatörü Hitler ile ittifak yapan Stalin, daha sonra bir menfaat çatismasina girince Almanlar, Rusya’ya (o zamanki adiyla Sovyetler Birligi’ne) savas açarlar… Stalin’in Kizil Ordu’su her cephede agri maglubiyetler alir ve Alman Ordulari, hizla ilerlemeye baslar… Karaçaylar da bu savasta Kizil Ordu birlikleri safinda savasir.. 15,600 Karaçay genci aktif olarak cephelerde Almanlarla çarpisir. 2,000 Karaçayli da geri hizmet görevindedir. Karaçay milleti zorunlu olarak Kizil Ordu saflarinda girdigi bu savasta 9,000 evladini kaybeder.
O siralarda 80,000 kisilik bir nüfusa sahibolan Karaçaylilar, nüfuslarinin yüzde 11’ni bagli bulundugu ülke için feda etmekle kalmaz, savas boyunca Kizil Ordu’ya için o zamana göre çok büyük bir meblag sayilabilecek 1 milyon ruble para, içinde 70,000 parça elbisenin bulundugu 6 vagon dolusu hediye paketi yollar.
Ama ne çare? Kizillara yaranmak mümkün degildir.. Stalin yönetimi, Kuzey Kafkasya milletlerini isgalci Alman ordulariyla isbirligi içine giren hainler olarak suçlamaktadir.. Aslinda “Almanlarla isbirligi yapma suçlamasi, savastan önce hazirlanan planin
sadece bir parçasidir. Kendisi de bir Gürcü olan Stalin, Karaçaylarin oturduklari Kuzey Kafkasya’nin incisi gibi olan topraklarini Gürcistan’a vermeyi kararlastirmistir. Bu plani uygulamak için uygun bir firsat aramaktadir. Savas bitince aradigi firsati firsati buldugunu düsünür ve planin uygulanmasi talimatini verir:
- Gerici Karaçaylar Orta Asya steplerine sürülecek, onlardan bosalacak evler, yurtlar hepsi Gürcistanlilara verilecek.
2 Kasim 1943 günü 60 bin kisilik bir Kizilordu birligi Karaçay’a gelir.. Gündüz saatlerinde olan bu olay halki biraz tedirgin etmistir ama onlarin büyük bir felaketin habercileri oldugunu kimse ahmin edememistir.
Gece yarisi.. Herkesin derin uykuda oldugu bir an… Gecenin karanliginda Karaçay ‘da bütün sehir ve köylerde hazir kuvvet olarak bekletilen askerler , önceden planlandigi gibi ayni anda bütün evlerin önüne gruplar halinde toplanir..
Ikisi elde silah atese hazir vaziyette..Üçüncü asker kapiyi yumruklar :
- Takkk ! Takkk ! Takkk! … Çabuk açin kapiyi!
Evlerde sanki bir deprem varmisçasina bir silkinme harekati baslar..Gece elbiseleri ile birer ikiser disari firlar insanlar.. Daha gözlerini açamadan evlerinin kapilarini açan Karaçaylar , karsilarinda namlulari kendilerine çevrilmis tüfekleri görünce saskina döner..
Rus askerlerinin yüzleri mahkeme duvari gibi..Insanlara degil de sanki bir hayvana seslenmekte..
- “ Derhal evden çikin ! Yaniniza sahsi esyalariniz, yiyecek ve içecek olarak sadece 25 kg.’lik bir bagaj alabirsiniz .. Iki saat içinde bütün ev halki disari çikmis olacak.. Haydi çabuk! Çabuk evlerinizi bosaltip köy meydanina toplanin.. Haydi yürü !..”
Insanlar saskin.. Sok geçiriyorlar..Kendini toparlayabilenler, askerlere soruyor :
Karaçay halkinin kara günü gelip çatmistir. Dünya tarihinde esine az rastlanir bir zulüm oyunu sahneye konulmakta.. Evlerinden zorla alinan kadinlar , çocuklar ve yasli insanlar köy meydanlarina toplanmis.. Bekletilmekte…Aradan kaç saat geçer bilinmez
Kafkaslarin zirvelerinden Orta Asya steplerine uzanan dramatik bir yolculuga çikmaya hazirlanan Karaçaylar , yikilmis , bitmistir.. O köyden, bu köyden onbinlerce insan seli toplanir meydanlarda..Direnmek isteyen , yüzyilllardir yasadigi vatan topraklarindan kopmak istemeyenler ise hemen oracikta Rus askerlerinin kursunlarina hedef olurSair Ismail Semen’ in ifadesiyle .. “Karabiyik ( Stalin) kanimizi içe ,içe… Aydinlik gündüzümüzü etdi kara gece …”
Her taraf ana baba günü.. Karaçay’in üstünde kara bulutlar birikmis , yagmur damlalari kadini , kizi yaslisi genciyle bilinmez bir istikamete dogru silah zoruyla baslatilan bir seferin yolcularinin gözlerinden akmakta… Saatler sikinti yüklü. Tasimasi zor …
Birden homurtulu sesleriyle kamyonlar çikar gelir…Askerler elde silah küfürle ,
dipçik darbeleriyle doldurmaya baslar insanlari.. Insanlar, sanki patates çuvallari..Binen bindi
,binemeyenleri kaldirip firlatiyorlar kamyonlarin içine..
Karaçaylar kamyonlara istif edilmis..Her kamyonda tüfeklerinin namlulara bu insanlara çevrili iki
asker…Ve büyük bir gürültüyle sarsilir kamyonlar .. Konvoy halinde ilerlemeye baslar..
Aglamalar ,sizlamalar dinmis onsarin yerini bir dehset atmosferi sarmis..Her kafada bin bir çesit endise..Kamyonlara sikis , depis doldurulmus bir halde bir süre giderler…
Aradan kaç saat geçer kimse bilmez.. Bir zaman gelir kamyonlar durur…Içeridekiler ne oldugunu pek anlayamamistir…Neden sonra bir tren sesi duyulur..Derken bir daha..
Askerler asagiya iner ..Kamyondakilere seslenir..
-“ Tek sira halinde asagiya inin ! “
Silahlar kamyondan inmekte olan Karçay sürgünlere çevrili.. Kamyonlardan inen sürgünlere bes dakika bir mühlet taninir…Bir asker yüksek sesle bagirir..
- “ Hemen , vagonlara !..Saga sola bakmak yok.. Mecburi ihtiyaçlariniz için sadece 5 dakika müsaade ! “
Bu sesi duyan herkes saga sola kosusur..Ihtiyaç giderecek gizli bir yer arar..Ama nerede ? Utana sikila buldugu yerlere çökerler… Ve daha verile süre dolmadan birer ikiser tikilirlar vagonlara.. Hayvan nakliyatinda kullanilan vagonlarin içi pislik doludur..Kokudan girilmez içeri..Ama var mi imkani karsi koymanin…
Her vagona 40’ar , 50’ser kisi istif ederler… Vagonlarin hava almak için birakilan pencereye benzer delikleri de disaridan kapatilir.. Ve tren düdügünü çalar.… Bilinmez bir istikamete dogru yol almaya baslar.. Kimbilir kaç bin ton dert yükünü omuzlayan kara tren insanin genzine isleyen kömür dumanlarini yayarak ilerlemekte..Vagonlarda istif edilmis insanlar ,sanki birer esya.. Insanlarin tabii ihtiyaçlari olur , esyalarin olur mu?
Vagonlardan bir vagon.. Bir yasli Karaçayli , kartal gibi kendilerini süzen askerlere el isareti yapar.. “ -Asker oglum !.. Sikistim..Tren ne zaman duracak ? “
Askerlerin yüzü mahkeme duvari.. Ne ses var , ne soluk.. Ne de bir hayat belirtisi..
Ihtiyar , biraz daha bekler…Ama dayanamaz. Ve olanlar olur..Vagonun havasi degisir.. Herkes burnunu tutmakta..:Zavalli ihtiyar utancindan yüzü kipkirmizi…Bir eliyle yüzünü kapatir..Aradan kaç saat geçer bilinmez..Ve kokularin dayanilmaz hale geldigi bir anda tren yavaslamaya baslar ..Bir süre sonra durur…
Askerler , vagondakilere seslenir..
- “15 dakika ihtiyaç molasi.. Vagonlari temizleyin ve içecek sularinizi alin !…”
Kapilar açilir..Insanlar, alel acele istasyonda bulunan bir çesmenin önüne dolusur. Bütün zorluguna ragmen kendini tutabilenler de dogru kuytu bir köseye ihtiyaç görmeye…Sonra da
arkalarina kaçar vagon takilmis bilinmez yüzlerce yük treni çesitli yönlere dogru hareket halinde..
Yollarda , temel ihtiyaçlari karsilanmayan Karaçaylar, büyük kayiplar veririrler..Özellikle yasli ve küçük çocuklar arasinda ölüm kol gezmeye baslamistir…
O günleri andikça yüreklerinde henüz kabuk baglamamis bir elem yarasi zorluyor nefeslerini.. Sürgün zamani 14 – 15 yillarindaki gençleri , simdilerin 70-80likleri olan yaslilar ..
- -“ Vadesi dolan su veya bu sekilde girecek kara topragin altina.. Ama Rus askerleri , bizim ölenlerimize kara topragi da çok gördüler.. Her vagonda avinin üstüne atlamaya hazir bir atmaca gibi Karaçay sürgünleri gözetleyen Rus askerleri hemen harekete geçiyor ve trenin ilk durdugu yerde disariya firlatiyorlardi..Karsi koymak isteyen yakinlari ise dipçik darbeleri ile kendini yerde buluyordu..”
Kafkaslar’dan kalkan ve kimsenin bilmedigi yaban ellere dogru yol alan dert katarlari 20 gün asan bu çileli yolculuktan sonra Kazakistan, Özbekistan, Kirgizistan’in farkli bir çok bölgesine yüklerini bosaltir..Istasyonlarda onlari bekleyen kamyonlara yüklenirler…Hayvanlar gibi tikildiklari trenlerde yüreklerine biriken tonlarca gözyasinin agirligi , yol yorgunlugu ile birlesmis talihsizler ordusu simdi artik birer robot gibidir.. Insan olduklarini çoktan unutmuslar… Artik ne askerlere kiziyorlar ..Ne de bir seyden sikayet ediyorlar…Yüzlerinde donmus bir istirap haritasi ..
Herkeste ayni hedef…
- “ Nereye gideceksek bir an evvel gitsek te bitse bu elem yolculugu..”
Istasyonlardan homurdanarak aayrilan kamyonlar , soguktan titreyen Karaçay sürgünleri gruplar halinde degisik kamplara dagitir..
Bu konuda yillardir arastirmalar yapan Çerkesk’de oturan Musa Abayhan’a göre Karaçaylarin dagitildiklari kamp sayisi 550 .. Arsatirmaci Abayhan ‘in , sürgün bölgelerine giderek tek tek tesbit ettigi sürgün kamplarinin kendi el yazisi ile hazirladigi listesi metrelerce uzanan bir vahset tablosu gibi..
Büyük çogunlukla Kazakistan , Tacikistan , Özbekistan ve Kirgizistan taraflarina gönderilen Karaçay sürgünler , buralarda insanlarin yasadikalri yerlere degil, bozkirlarda , steplerde kendileri için özel olarak kurulan çalisma kamplarina dagitiliyor..
“- Ama kirin basinda da olsa , kamplarda mecburi çalisma cezasi verilen mahkumlara bile yatacak yer ve yiyecek as garantisi verilir . “ diyor Arastirmaci Musa Abayhan..
Gerçekten de kamplarda ne yatacak dogru dürüst bir yer var ne de yiyecek bir sey..Derme çatma bir kaç kulübe.. Hepsi o kadar..
Sürgüne çikarildiklari gün 1,400 vagon içinde bulunan 70,000 Karçayli nüfusun yüzde 53.9’unu çocuklar, yüzde 28.1’ni kadinlar, yüzde 18’ini de erkekler teskil ediyordu. Bunlardan 653 Karaçayli açlik ve susuzluktan vagonlarda hayatini kaybetti.
Kamplarin saglik sartlarina uygunsuzlugu yüzünden ilk iki yil içinde Karaçay sürgünlerin yüzde 35’i de kolera ve tifo gibi hastaliklara yakalanarak hayatini kaybetti. Ölenlerin 22,000’ini çocuklar teskil ediyordu.
Her kampin basinda hapisane kaçkini kilikli bir komutan..Merhamet denilen duygu ile hiç bir tanisikligi yok.. Elinde kirbaç , istedigi sürgünü dövme ve öldürme yetkisine sahip..Kamplarin bulundugu yerden 5 km öteye gitmek kesinlikle yasak.Sürgünler baska kamplarda bulunan akrabalarini ziyaret etmeyecek. Sadece kamp komutanin verdigi isler yapilacak .. Kimse kimse ile görüsmeyecek..Kamp komutanina hiç bir konuda sikayete gidilmeyecek..Sürgünler sabah aksam kontrol altinda tutulacak.. Ve daha bir dizi insanlik disi kural.. Bunlara uymayanlarin hali duman…Ölünceye kadar sopa veya komutaninin keyfini tatmin edecek kadar bir hapis cezasi..
Iste bu sartlar altinda insanlar nasil yasarsa Karaçay sürgünler de öyle yasadilar.. Hem de bir yil ,iki yil degil tam 14 yil… Stalin, ölüp de yerine Nikita Krusçev gelince Karaçaylilardan bir heyet , kendisini ziyarete gitti. Baslarindan geçen olaylari, bir millet olarak ugradiklari haksizliklari anlattilar..Ve Krusçev’den Karaçaylilara kendi atayurtlari olan Kafkasya’ya dönmeleri için izin verilmesini istediler…
Karaçaylarin bu istegi zamanin Sovyet Rusya lideri Krusçev tarafindan olumlu karsilandi.. Bir süre sonra toplanan Sovyet Komünist Partisi toplantisinda , Stalin tarafindan sürülen bütün milletlerin, tekrar atayurtlarina dönmesine izin verilmesi kararlastirildi.
Haberin alindigi ilk gün bir bayram günü gibi kutlandi.. Herkes mutlu..Herkes sevinçliydi.. Öyle ya… Artik yillardir hasretini çektikleri Kafkaslara , Mingi Tav ( Elbrus Daglari ) na kavusacaklar .. Koban nehrinin sularindan içerek hasretle yanan yüreklerini ferahlandiracaklardi..
Ama ertesi sabah herkes düsünceli kalkti yataklarindan… O günleri , sevinçle hüzünü bir arada yasayanlar anlatiyor …
- “ Neden sonra ayaklarimiz suya erdi..Topraga bastik..Çamuru avuçladik..Ve hayatin aci gerçekleri ile bir defa daha karsilastik.. Bunca zaman emek verdigimiz malimizi mülkümüzü böyle yüzüstü birakip da mi gidecektik..”
Simdi zihinlerinde iki farkli fikir birbiri ile siddetli bir çatisma içinde idi..Beyinleri zonkluyordu sanki.. Duygu yükü ile kendini daha haberi duydugu anda Kafkasya trenine bindiren birinci düsünce .. Ünlü sanatkarlarindan Albert Özden’in sarki sözlerinde de yeralan :
“ Ölenlerimizi sirtimiza yüklenip gideceksek de, bir çare bulup gidelim Kafkasya’ ya ..”
Diger düsünce ise ise daha farkli açidan yaklasiyor… “ Tam 14 yil bu topraklara emek verdik..Yillarca eziyet gördük ama iyi kötü basimizi altina sokabilecegimiz bir çatimiz var.. Kafkasya’daki evlerimizde Gürcüler oturuyor.. Simdi geri dönersek bir de onlarla mücadele edecegiz..Yani , sonuçta Kafkasya’da hayata yine sifirdan baslayacagiz.. Artik yetmedi mi
Burada çektigimiz çile.. Suyuna , havasina alistigimiz bu topraklardan gitmeyelim..”
Bu psiklojik atmosferin etkisi altinda kalan Karaçaylar ikiye bölündü.. Kimi , “ Vatanimiza
dönelim “ kimi de “ Burada kalalim..” dediler.. Sonunda sürgündeki Karaçaylar’in büyük bir
bölümü “Atayurt Kafkasya” ya geri dönme karari verdi..
“Kafkas daglarinin taslarini yalayip Koban nehrinin suyunu içer yine karnimizi doyururuz “ diyerek yol hazirliklarina baslarlar..14 yildir her bir ailenin disi ile tirnagi ile kazandiklari üç bes kurus ile yapilan evler , alinan esyalarin hepsi yok pahasina satildi.Yanlarinda sadece üç bes parça bir esya yükü ile tuttular Kafkasya’nin yolunu..
Gelen her aile, hemen kendi evinin bulundugu köye ulasma gayretinde.. Hedef yillardir uzakta kaldiklari evlerine bir an önce dönebilmek.. Varirlar birer ikiser evlerine ..Ama orada onlari hiç de hos olmayan sürprizler beklemektedir…Kiminin evi yikilmis , yerinde yeller esmekte..Kiminin evinde, sürgünden sonra getirilen Gürcü aileler oturmakta.. Çok sansli olanlarin evleri bos ama hepsi birer harabe ..
Stalin’in emriyle Karaçaylarin evlerine yerlestirilen Gürcülerin bir kismi , hükümetin kesin emrine ragmen evleri bosaltmamakta israr etmekte.. Kavga dögüs , hatta bazi kanli olaylar cereyan etmekte..Neticede Gürcüler bir kaç zaman sonra Karaçay’i terkeder gider ama Karaçay harabolduktan sonra… 14 yil boyunca Karaçay’larin evlerinde oturan Gürcüler , her tarafi talan etmisler.. Karaçay mezarligindaki taslari bile kendi yaptiklari bina insaatlarinda kullanacak kadar saygizislik sinirlarini zorlamislar..
Ama Karaçayli oturup aglayacak degil.. Nasil olsa aliskin hayatin zorluklarina.. Ve elbirligi ile baslatirlar bir imar faaliyeti..Biraz zahmet çekilse de sonunda herkes kendi evini barkini düzene koyar tekrar..

FAYDALANILAN KAYNAKLAR
- Bayramuk, Halimat. Ondört Yil
- Aslanbek, Mahmut, Karaçay ve Malkar Türklerinin Faciasi, Çankaya 1952
- Botas, Hamit, Karaçay’da Soykirim, Paterson, 1995

 
Forum » TARİH BÖLÜMÜ » KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ » KARAÇAYLILARIN SÜRGÜNÜ
Page 1 of 11
Search:


Copyright Başhüyük © 2017