Cuma, 28-07-2017, 06.42.11
Hoşgeldiniz Konuk | RSS

BAŞHÜYÜK

[ Yeni kayıt · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » KARAÇAY-MALKAR Karaçay bla Malkar » Tarih ve Kültür » KARAÇAY MALKAR GELENEKLERİNDE "ÖLÜM"
KARAÇAY MALKAR GELENEKLERİNDE "ÖLÜM"
AssıTarih: Salı, 19-01-2010, 21.49.10 | Mesaj # 1
Generalissimo
Grup: Administrators
Mesaj: 45
Ödüller: 0
itibar: 0
Konum: Dışarıda
KARAÇAY MALKAR GELENEKLERİNDE "ÖLÜM"
Dr. Ufuk Tavkul
________________________________________

Doğanın değişmez yasası ölüm karşısında insan toplulukları, yaşadıkları tabiî ve sosyal çevrenin etkisiyle binlerce yıllık süreç içinde kendilerine özgü bir takım gelenekler, ölü gömme âdetleri, yas tutma biçimleri geliştirmişler ve bunların büyük kısmını günümüze kadar yaşatmayı başarmışlardır. Ölümle ilgili bir çok âdet ve geleneğin terk edilmesinde ve unutulmasında ise semavî dinler etkili olmuştur. Ancak hristiyanlık, müslümanlık gibi dinlerin geç ulaştığı, şamanist inançlara sahip insan topluluklarında ölümle ilgili eski gelenekler uzun süre varlığını korumuş, hatta bazı topluluklarda bunların izleri günümüze kadar ulaşmıştır.
Kafkasya’nın Orta Kafkaslar adı verilen bölümünde, sarp ve yüksek dağlarla çevrili bir bölgede yaşayan Karaçay-Malkar halkı 18. yüzyıl sonlarında İslamiyetle tanışıncaya kadar bir takım doğa üstü güçlere dayanan ve bir tür şamanizm diyebileceğimiz bir inanç sistemine sahip bulunuyordu. Kökenleri Hun-Kuban Bulgarları, Alanlar, Hazarlar, Kıpçaklar gibi Kafkasya’yı kültürel yönden etkilemiş ve yüzlerce yıl hâkimiyetleri altında tutmuş eski Türk kavimleri ile Abhaz, Kabardey, Gürcü-Svan, Oset gibi Kafkasya halklarına dayanan ve adı geçen Türk ve Kafkas kavimlerinin etnik karışımı ve kültürel bütünleşmesi sonucunda ortaya çıkan Karaçay-Malkar halkı bugün de Kafkasya milletleri içinde önemli ve değişmez bir yere sahiptir.
Karaçay-Malkar halkının tarihinde, dilinde ve kültüründe Kıpçakların izleri belirgin olarak görülmektedir. 11. yüzyılda Orta Asya’daki İrtiş ırmağı boylarından Ural dağlarını aşarak İdil (Volga) sahasına gelen Kıpçakların bir bölümü güneye yönelerek Kafkaslar’ın kuzeyinde Kuban ırmağı boylarına yerleştiler. Burada Cengiz Han’ın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar Alanlar’la birleşmek istediler. Önce Alanlar’ı yenilgiye uğratan Cengiz Han’ın ordusu, daha sonra Kuban kıyılarındaki Kıpçaklar’a yöneldi. Savaşı kaybeden Kıpçaklar’ın büyük bölümü kuzeydeki bozkırlara çekilirken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Hunlar’ın bir kolu olan Kuban Bulgarları ve Alanlar’la birleşerek Kafkas dağlarına sığındılar. Yaklaşık iki yüz yıl boyunca Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların tek hâkimi olan Kıpçaklar Karaçay-Malkar halkının da etnik ve kültürel yapısının en önemli unsurunu oluşturdular.
Karaçay-Malkar bölgesinde ortaya çıkarılan eski Kıpçak kurgan ve mezarları Kıpçaklar’ın ölü gömme âdetlerine ışık tutması açısından önemlidir. Bu Kıpçak mezarları ayrıca, 14-18. yüzyıllar arasına ait İslamiyet öncesi Karaçay-Malkar mezarlarına benzerlik göstermeleri açısından da ilginçtir.
Kuban ve Baytal Çabhan bölgelerinde bulunan Kıpçak mezarlarında ölüler doğu-batı doğrultusunda sırtüstü uzanmaktadırlar. Ölülerin başları batı yönündedir. Karaçay’ın Baytal Çabhan yöresinde bulunan bir başka Kıpçak mezarında ise iki ölüye rastlanmıştır. Bu mezarda erkek sırtüstü yatırılmış, kolları yanına uzatılmıştır. Kadın da aynı biçimde yatırılmış, yüzü erkeğe doğru dönmüştür.
1250’li yıllarda Kıpçaklar arasında yaşayan meşhur Flaman gezgini Rubruk Kıpçaklar’ın ölü gömme âdetleri hakkında şunları söylemektedir:
“Kıpçaklar ölülerin üzerine büyük bir tepecik yaparlar ve onun üzerine de bir insan heykeli dikerler. Heykelin yüzü daima doğuya çevrilir. Zenginler mezarın üzerine büyük bir piramit yaptırırlar. Bu bir tür küçük evden ibarettir...”
Rubruk’un bahsettiği heykellerin birisi Karaçay’da Zelençuk ırmağı kıyılarında bulunmuştur. Ayrıca Rubruk’un gezi yazılarında belirttiği Kıpçaklar’a ait piramit şeklinde, küçük bir eve benzeyen mezarlar iki açıdan çok önemlidir.
Birincisi, Kıpçaklar’a ait bu tür mezarlar bugün Karaçay-Malkar bölgesinin Ogarı Çegem köyü yakınlarında hâlâ ayaktadır.
İkincisi, piramit şeklinde, küçük bir eve benzeyen aynı tip mezarlar Karaçay’ın Kart Curt köyü yakınlarında, Kuban ırmağı kıyılarında bulunmaktadır. Bunların önemini arttıran bir husus ise. bu mezarların 14-18. yüzyıllara ait eski Karaçay mezarları olmalarıdır.
1958 yılında bu eski Karaçay mezarlarını inceleyen Rus bilim adamı E.P. Alekseyeva, bunların Kıpçak kültürünü yansıttığını belirtmiştir. Doğu-batı yönünde uzanan bu mezarların uzunlukları 3-4 metre, genişlikleri 2-3 metredir. 1967-1970 yıllarında Karaçay-Çerkes Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü tarafından da incelenen bu mezarlar taşla doluydu ve ölüler 1 - 1.5 metre derinlikte başları batıda, ayakları doğuda olmak üzere sırtüstü yatıyorlardı. Yüzleri güneye çevrilmişti. Baş ve ayak uçlarına odun kömürü dökülmüştü. Bazılarının kolları göğüslerinde çapraz biçiminde, bazıları ise yanlarına uzatılmış şekildeydi.
Bu eski Karaçay mezarlarında sırma işlemeli başlıklar, gümüş-altın düğmeler, gümüş kemerler, yüksükler, küpeler, yüzükler, makaslar ve simli kumaşlar da bulunmuştu. Bütün bunlar o devirlerde Karaçay’da feodalizmin güçlü varlığına işaret ediyordu. Halkın içinde sanata karşı yetenekli ve usta insanlar bulunduğu anlaşılıyordu. Ölülerin yanlarında çeşitli âletler ve eşyaların bulunması Karaçaylıların “öbür dünya” inancı taşıdıklarını gösteriyordu.
Karaçay-Malkar’da çok eski dönemlerden beri feodal bir düzenin hâkim olduğu ve halkın prensler, asiller, köleler gibi çeşitli sosyal sınıf ve tabakalara bölündükleri ortaya çıkarılan eski mezarlardan da anlaşılmaktadır. Karaçay-Malkar dilinde piramit şeklinde, küçük bir eve benzeyen mezarlara “keşene” adı verilmektedir. Keşene sözüne Kıpçak dilinin meşhur sözlüğü Codex Cumanicus’ta da rastlanmaktadır. Eski Karaçay-Malkar toplumunda alt tabakalar ölülerini toprak mezarlara gömerler ya da bir ağacın içi oyulup ölü onun içine konur, yanına da eşyaları bırakılırdı. Keşene adı verilen piramit-ev biçimindeki mezarları üst tabakalara mensup kişiler yaptırırlardı. Kart Curt köyü yakınlarındaki eski Karaçay mezarlarının da eski Karaçay prensleri (biy’leri) ve eşlerine ait oldukları bilinmektedir.
18. yüzyıl sonlarından itibaren İslamiyetin Karaçay-Malkar’da yayılmaya başlamasıyla birlikte, eski ölü gömme âdetleri de terk edildi. İslamî inançlara aykırı olduğu için artık ölüler silahları ve eşyaları ile birlikte gömülemiyorlardı. Karaçay-Malkarlılar buna değişik bir çözüm yolu buldular. Ölülerin mezar taşlarına silah ve eşya resimleri yapmaya başladılar. Erkek mezarlarına kama, mızrak, tüfek, tabanca gibi silah resimleri nakşedilirken, kadın mezarlarına da makas, kolye, ayna, ibrik, gümüş düğmeler gibi eşyaların resimleri yapılıyordu. Bu resimler mezar taşındaki Arapça duaların arasında yer alıyordu ve çoğunlukla ölünün soy damgası da mezar taşına işleniyordu.
Mezar taşına eşya resimleri çizme geleneği günümüz Karaçay-Malkar toplumunda da büyük ölçüde yaşamaktadır. Erkek mezarlarına Kafkas kaması resmi işlenirken, kadın mezarlarında makas, kolye gibi eşya resimleri görülmektedir.
Ölümle İlgili Âdetler
Karaçay-Malkar’da bir adam öldüğünde atlılar çevre köylere dağılıp ölüm haberini verirler. Bunlara “ölüm keleçi” adı verilir. Bunlar yaşlılara rastladıklarında bile atlarından inmeden “ol duniyası carık bolsun, Biybolatlanı Tavbatır avuşhandı” (o dünyası aydınlık olsun, Biybolatlar’ın Tavbatır öldü) diyerek haber verirler. Haberi duyanlar da “ol duniyası carık bolsun” derler. Herkes işini bırakıp ölünün bulunduğu eve baş sağlığı dilemeye gider. Buna “kaygı söz” adı verilir. Baş sağlığına gelenler avluda oturarak dua okurlar. Bu sırada “sarınçı” adı verilen kadınlar da ağlayarak ağıt yakarlar.
Karaçaylılar’ın İslamiyeti henüz otuz yıl kadar önce kabul ettikleri sıralarda Karaçay’da bulunan Avrupalı bilim adamı J. Klaproth, 1823 yılında Paris’te basılan “Voyage au mont Caucase et en Georgie” adlı kitabında Karaçaylılar’ın cenaze törenlerini şöyle anlatmaktadır:
“Bir Karaçaylı öldüğü zaman kadınlar korkunç sesler çıkararak ağlarken saçlarını yolarlar, göğüslerini döverler. Cenazeye eşlik eden erkekler de kamçılarla alınlarına vururlar, kamalarıyla kulak memelerini delerler. Bu biçimde acılarını dindirmeye çalışırlar...”
Bu âdetler günümüzde terk edilmiştir. Ayrıca, eskiden “tamada” adı verilen bir büyük veya yaşlı kişi mezarın başında dua okurken, Karaçaylılar ellerine aldıkları taşları birbirine vurarak mezarın etrafında dönerlerdi. Bu âdet de artık terk edilmiştir.
Karaçay-Malkarlılar cenazeyi keçe, halı ya da yamçıya sarıp, “Sal agaç” adını verdikleri bir tür tahtırevanla mezarlığa kadar taşırlar. Cenazeyi arabada, ya da kızakta asla mezarlığa kadar götürmezler.
Ölü evinde üç gün yemek pişmez. Bu süre genellikle bir-iki haftaya kadar uzar. Bu sırada akraba ve komşular eve yemek getirirler. Buna “kaygı aş” adı verilir. Akraba ve komşular “hıçın” adı verilen bir tür börek yaparak bunu da cenaze evine gelirken getirirler. Ancak “hıçın” sayısı üç-beş-yedi gibi tek rakamlardan oluşmalıdır. Çünkü eski inançlara göre ancak düğün evine giderken çift sayılardan oluşan sayıda “hıçın” götürülebilir. Bu yüzden Karaçay-Malkarlılar’ın en büyük beddualarından biri
“Üç hıçın bla barayım toyunga”
(Üç hıçın ile gideyim düğününe) şeklindedir.
Cenaze gömüldükten üç gün sonra elbiseleri ve yatağı yıkanır. Bu işi ölenin yakın akrabaları yaparlar. Ölenin elbiseleri onun cenazesini yıkayanlara verilir.
Bir hafta ya da on gün geçtikten sonra ölen için ilk sadaka dağıtılır. Devir duasından kalan parayla et alınıp, yemek yapılarak dağıtılır. Buna “Ishat aş” denir. Elli ikinci gün ölenin kemik duası yapılır. Bir yıl dolduğunda ise yemek verilir. Buna “cıl aşı” denir.
Karaçay-Malkar’da yas tutma süresi uzun sürer. Yakın akrabası ölenler yalnızca siyah renklerden oluşan elbiseler giyerler ve yas tuttuklarını böyle belli ederler. Buna “kara kiygen” denir. Yas tutma süresi kırk gündür. Bazıları ise bir yıl ya da daha uzun süre siyah elbiseler giyerek yas tutarlar. Ömür boyu yas tutan kadınlar da olur. Ölenin karısı, kocasının öldüğü gün giydiği elbiseyi bir yıl çıkarmaz.
Yas tutan erkekler sakallarını kesmezler. Karıları ölen erkekler eşlerinin gömüldüğü gün Kafkas giyimlerinin beline taktıkları gümüş işlemeli kemeri çıkararak, onun yerine beyaz bir kuşak sararlardı. Bu âdete “bel kısuv” denirdi. Günlük hayatta eski Kafkas giyimleri birkaç yaşlı Karaçaylı dışında artık terk edildiğinden, bu âdet de geçmişte kalmıştır.
Karaçay-Malkarlılar demirin ölümden koruduğuna inanırlar. Bir kimsenin ölüm haberi duyulduğunda, anneler çocuklarına kama, makas, at nalı gibi demirden yapılmış bir eşyayı ısırtırlar. Çok yaşayan yaşlıların elbiseleri, onlar öldükten sonra küçük parçalara ayrılıp, çok çocuğu olan annelere dağıtılır. Onların çocuklarının da çok uzun yıllar yaşayacaklarına inanılır.
Ölümle İlgili Atasözleri
Karaçay-Malkar folklorunda yaşayan, ölümle ilgili birkaç atasözü ile yazımızı noktalıyoruz:

Acal cetse, bolcal cok. Ecel gelse, vâde yok.
Acal cetginçi ölüm cok. Ecel gelene kadar ölüm yok.
Atası ölse caşı kalır. Babası ölse oğlu kalır.
Ayagı bla ketgen kelir, Ayağı ile giden gelir,
Sırtı bla ketgen kelmez.Sırtıyla giden gelmez.

Batır bir ölür, kızbay ming ölür. Yiğit bir ölür, korkak bin ölür.
Bir kabırga eki ölük sıyınmaz. Bir mezara iki ölü sığmaz.
Ölgenni ızından sav ölmeydi. Ölenin akasından sağ ölmez.
Ölemen bla ketemenni kişi tıyalmaydı.Ölecekle gideceği kimse engelleyemez.
Ölmezlik can cokdu, Ölmeyecek can yoktur,
Tavusulmazlık mal cokdu. Tükenmeyecek mal yoktur.

Ölük kebinsiz kalmaz. Ölü kefensiz kalmaz.
Ölüm kimge da tengdi. Ölüm her kese eşittir.
Camçı kiygen kelir, kebin kiygen kelmez. Yamçı giyen gelir, kefen giyen gelmez.
Teli batır terk ölür. Deli yiğit çabuk ölür.
Homuhlukdan ölgenden ese, acaldan öl. Korkaklıktan ölmektense, ecelden öl.
Çıçhannı acalı cetse, kişdikni kuyrugundan kabar. Farenin eceli gelse, kediyi kuyruğundan ısırır.
Adam körürün körmey körge kirmez. İnsan göreceğini görmeden mezara girmez.
Kübe kiygen kelir, kebin kiygen kelmez. Zırh giyen gelir, kefen giyen gelmez.

Kaynakça
Alekseyeva, E.P. Karaçayevtsı i Balkartsı - Drevniy narod Kavkaza.-Moskva, 1993.
Barthold, V.V. Burial rites of Turks and Mongols. Central Asiatic Journal, XIV, 1970.
Bavçulanı Aubekir. Esdegi cılla. Zamannı Avazı, Çerkessk, 1975.
Bicilanı Hanafiy. Karaçaylılanı orta ömürlede dinlerini üsünden. Kanatla, Çerkessk, 1971.
Bicilanı Hanafiy. Ullu Karaçay orta ömürlede. Leninni Bayragı. 20.05.1975.
Klaproth, J. Voyage au mont Caucase et en Georgie.-Paris, 1823.
Lavrov, İ. Karaçayevtsı.-Çerkessk, 1978.
Ögel, Bahaeddin. İslamiyetten önce Türk kültür tarihi.-Ankara, 1984.
Şamanlanı İbrahim. Koban başında.-Çerkessk, 1987.
Tavkul, Ufuk. Kafkasya dağlılarında hayat ve kültür.-İstanbul, 1993.
________________________________________
Ana Sayfa
________________________________________
 
Forum » KARAÇAY-MALKAR Karaçay bla Malkar » Tarih ve Kültür » KARAÇAY MALKAR GELENEKLERİNDE "ÖLÜM"
Page 1 of 11
Search:


Copyright Başhüyük © 2017