Pazar, 19-11-2017, 10.19.48
Hoşgeldiniz Konuk | RSS

BAŞHÜYÜK

[ Yeni kayıt · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » KARAÇAY-MALKAR Karaçay bla Malkar » TÖRE » KARAÇAY MALKAR VE KAFKASYA TOPLUMLARINDA "BAŞLIK"
KARAÇAY MALKAR VE KAFKASYA TOPLUMLARINDA "BAŞLIK"
AssıTarih: Salı, 19-01-2010, 22.16.21 | Mesaj # 1
Generalissimo
Grup: Administrators
Mesaj: 45
Ödüller: 0
itibar: 0
Konum: Dışarıda
KARAÇAY MALKAR VE KAFKASYA TOPLUMLARINDA "BAŞLIK"

Eski Türk sosyo-kültürel yapısında “kalım” ya da “kalın” adı verilen başlık geleneği yaygın ve önemli bir rol oynamaktaydı. Eski devirlerde kalım malı, öldürülen bir boy üyesinin diyeti gibi, boyun ortak malı idi. Kalım malı boy üyeleri tarafından ortaklaşa ödendiği gibi, kız için alınan kalım malı da ortaklaşa bölüşülürdü.
Kalın kelimesine ilk defa Suci kitabesinde rastlanmaktadır. 5-6. yüzyıllarda Uygur Türklerinin kalın malını nasıl ödedikleri Çin kaynaklarında tasvir edilmektedir.
Kalın (ya da kalım) veya başlık geleneği Türk aile hukukunun temelini teşkil eder. Tarih kaynaklarının hepsi de eski Türklerin kalım geleneğinden söz açarlar. “Kalım” kız ailesine verilen bir aile malıdır. Bundan dolayı, ödenen kalımda oğlan ailesindeki herkesin bir payı ve miras hakkı vardır. Konuya böyle girildiğinde Hunlar’da, Göktürkler’de ve hatta Oğuzlar’da görülen “levirat” geleneğinin kökleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hunlar’da büyük kardeş ölünce, ondan sonra gelen kardeş, ölen kardeşinin karısı ile çocuklarını, eğer dul kadın isterse alıp, kendi ailesine katabiliyordu. Bunun miras hukuku bakımından açıklaması şöyledir:
Kalımı verilen gelin, artık erkek ailesinin bir ferdi olmuştur. Dolayısıyla ailedeki kişiler arasında, gelin ve çocukları üzerinde bir miras hakkı doğmuştur. Bundan dolayı büyük kardeş ölünce, karısı küçük kardeşe düşmektedir.
Kocası ölen bir dul ancak kendi isteğiyle aile içinde bir başkası ile evleniyordu. İstemediği taktirde çocuklarının başında koruyucu olarak kalabilirdi. Kocasının malından ise iki pay oranında bir miras hakkı vardı. Malın diğer kısmı çocuklarınındı. Hatta dul dışardan bile evlenebilirdi. Ancak yeni kocasının, kalımı eski kocasının ailesine vermesi gerekli idi (Ögel 1979: 176).
Aile hukuku açısından ele alındığında, eski Türk toplumlarında kalım “başlık” demek değildir. 19.yüzyılda çeşitli Türk boyları arasında araştırma yapmış olan İzazstrov, Grodekov ve Dingelstedt gibi bilim adamlarına göre kalım, babanın sağ iken oğullarının evlenebilmeleri için verdiği bir paydır. Başlık ise, evlenme sırasında kız ailesine verilen bir hediye görünüşündedir. Başlık, kalım geleneğinin dejenere edilmiş bir şekli de olabilir. Kalım ise sosyaldir.
Kalım ve başlık ödeme, bir kız satışı demek değildir. 19.yüzyılda Orta Asya Türk boyları arasında araştırma yapan bilim adamlarının konu ile ilgili görüşlerine göre Türklerde kadın bir eşya ya da mal değildir. Bunun için ödenen kalım, bir gelinin fiyatı olamaz. Çünkü kadın evlilik hayatında bir köle değildir. 19.yüzyıl’da Orta Asya Türkmenleri arasında yaşamış olan Prof. Karutz’a göre kalım anlaşması karşılıklı bir akiddir. Çocukların işlerini yoluna koyabilmeleri için yapılan bir yardımdır. Kız evi de ödemede bulunur, çünkü bu bir prestij meselesidir (Ögel 1979: 178).
Kazaklar’da “kalın mal” denilen başlık parasının birim değeri olarak “baytal” kullanılır. Baytal iki yaşında dişi at demektir. Kazak geleneğinde 100 koyun 25 baytala, 11 kısrak 25 baytala, 5 deve 25 baytala, 1 at 25 baytala eş değerdedir (Gayretullah 1977: 163).
Cengiz Han yasaları ve eski Kazak geleneğini birleştirerek 17.yüzyılda Kazak geleneksel hukukunun hükümlerini belirleyen Tavke Han’ın yasalarında da kalım adı verilen başlık geleneği ile ilgili hükümler yer almaktadır.
Tavke Han’ın yasalarına göre ırza tecavüz suçu cinayetle eş değerde tutulur ve suçlu ölümle cezalandırılır. Ancak suçlu tecavüz ettiği kızla başlık parası (kalım) ödeyerek evlenirse idamdan kurtulur.
Tavke Han’ın yasalarına göre, Kazaklar arasında evli bir kadını, kadının kendi rızası ile kaçıran erkek kadının kocasına onun kalımını (başlık parasını) ödemek zorundadır (Tavkul 1991: 31).
Bir Kazak’ın çocuksuz dul kalan karısı onun büyük kardeşi ile evlenirdi. Eğer bir dul kadın kocasının büyük kardeşi ile değil de, onun küçük kardeşi ile evlenmek isterse, o zaman küçük kardeş ağabeyine 9 küçükbaş ya da büyükbaş hayvanı kalım olarak ödemek zorundaydı (Tavkul 1991: 32).
Kafkasya halklarından Adigeler (Çerkesler) başlık parası geleneğine “vase” adını verirler. Adigeler’de vase geleneğinin maksadı kız evinin kızlarına değer verildiğini görmek arzusundan kaynaklanmaktaydı. Çünkü baba, aldığı vase (başlık) parasından daha çoğunu damadın ailesine hediye ederdi. Bu durumu Türkiye’ye göç etmiş Adigeler arasında da gözlemleyen Nermin Erdentuğ bu konuda şu tespitte bulunmaktadır:
“Çerkes köylerinde para olarak başlık ödenmesi bir ölçüde uygulanırsa da bu uygulamaya pek tutkunluk görülmez. Bunlarda az başlık parası verenler de bu geleneği yerli Türk köylerinden almışlardır. Gerçekte kız tarafı bu paranın birkaç mislini çehiz olarak sarf eder. Kimi bölge Çerkeslerinde (Bolu) bu gelenek daha seyrek uygulanır.” (Erdentuğ 1976: 95).
Adigeler (Çerkesler) arasındaki eski geleneklere göre, evlenecek genç bir at çalar ve bunu kızın dayısına “vase” olarak hediye ederdi. Bu atın bir yiğitlik ve cesaretle çalınması gerekirdi. Vase olarak verilen ata kızın babasının binmesi çok ayıp karşılanırdı.
Adigeler arasında vase (başlık) olarak bir at verme geleneği zamanla genişledi. Vase olarak verilecek şeyler arasında öküz, silah, para gibi şeyler de katıldı. Eski devirlerde bunların arasında ok ve yay da vardı (Baj 1969: 50).
Gelin götürmeden önce ağırlık alınacak ise, kızın ailesinden ve soyundan bir heyet damadın evine giderek başlığı alıp götürürdü. Kız gizlice kaçmış ise, evlenmeden itibaren altı ay içinde yine bir heyet giderek vase’yi oğlan tarafından isterdi. Ancak daha önce, babasına başlık verilmesine razı olup olmadığı gelinden sorulurdu. Onun rızası olmadan başlık alınmazdı.
Başlık (vase) alan baba, bunlardan giden heyet mensuplarına birer hediye verirdi. Daha sonra da kızın kardeşine, dayısına, amcasına, ablası evli ise onun kocasına başlıktan birer hediye verilirdi. Babanın başlık olarak aldığı silahları takınması, atlara binmesi görgüsüzlük sayılırdı.
Vase veremeyecek kadar fakir olanlara, mensup oldukları soyun fertleri yardım ederlerdi. Bu sebeple Adigeler arasında fakirlik evlenmeye mani değildi.
Kafkasya halklarından Karaçay-Malkarlılar başlık geleneğine eski Türkler’de olduğu gibi “kalım” ya da “kalın” adını verirler.
Karaçay-Malkarlılar’da çok önceleri kalım kızın ailesine değil, onun mensup olduğu soya (tukum’a) verilirdi. Daha sonra bu gelenek değişti ve soyun “atavul” adı verilen alt bölümüne verilmeye başlandı. 19. yüzyılda ise kalım artık kızın ailesine veriliyordu.
Kız istemeye gidildiğinde kalım ve onun karşılığında kız tarafının vereceği çehiz (berne) konusunda tartışılıp anlaşılır, olumlu karar verildiğinde kalımın bir kısmı kız evinde bırakılırdı. Sonra hoca gelip dinî nikâhı kıyardı. Kalım’ın kalan kısmı daha sonra ödenirdi.
Karaçay-Malkarlılar’da kalım için para yerine önceleri at, silah, eşya ve toprak verilirdi.
Kızla erkek arasında söz kesildikten sonra erkek ölürse, kararlaştırılan kalımın yarısı kız tarafına verilirdi. Söz kesildikten sonra erkek tarafı vaz geçerse kalımın yarısını kız tarafına ödemek zorundaydı (Tavkul 1993: 128). Adigeler’de olduğu gibi Karaçay-Malkarlılar’da da kalımın ödenmesine erkek tarafının akrabaları yardım ederdi.
Karaçay-Malkar geleneklerine göre kalım on beş parçadan oluşurdu. Bunlar:
1-Beş köle,
2-Beş parça demir eşya (kama, pulluk, kazan v.s.),
3-Beş toprak parçası (otlak, tarla v.s.).
Toprak parçası yerine bir kadın köle (karavaş), iki öküz, iki at da ödenebilirdi (Karaçayevtsı 1978: 243).
1807 yılında Karaçaylılar arasında bulunan Avrupalı gezgin ve bilim adamı J. Klaproth’un bildirdiğine göre Kabardey soyluları (vork’ları) ile evlenen Karaçay prenslerinin (biy’lerinin) kızları için ödenen kalım miktarı bin gümüş rublenin üzerindeydi. Ayrıca silah ve at da istenirdi (Klaproth 1823: 294).
Malkar prenslerinden Orusbiy, Küçük, Süyünç, Şakman soylarının kızları için bibin beş yüz gümüş ruble, Aydabol, Misak soylarının kızları için de sekiz yüz rubleye kadar kalım istenirdi (Kudaşev 1991: 161).
19.yüzyıl başlarında Karaçay’da sosyal tabakalara göre ödenecek kalım miktarları şöyleydi:
Biy’in (prensin) kızı için: 500 ruble.
Biy’in dul karısı için: 300 ruble.
Özden’in (soylunun) kızı için: 250 ruble.
Özden’in dul karısı için: 150 ruble.
Kul’un (kölenin) kızı için: 150 ruble.
Kul’un dul karısı için: 100 ruble.
(Karaçayevtsı 1978: 243)
Kalım miktarlarını değerlendirirken, o yıllarda bir koyunun değerinin yaklaşık bir ruble olduğunu göz önünde tutmakta yarar vardır.
19.yüzyıl ortalarına gelindiğinde Karaçay’da sosyal tabakalara göre kalım miktarları şöyleydi:
Biyler (prensler): 600-800 gümüş ruble.
Özdenler (soylular): 300 gümüş ruble.
Kullar (köleler): Pazar fiyatı iki yaşında dana değerinde koyun, değeri 20 rubleden aşağı olmayan tüfek ya da onun yerine iki koyun, bir at, bir koyunun sığacağı büyüklükte bakır kazan, bir inek, üç yaşında bir öküz, iki yaşında bir dana, bir gümüş işlemeli Kafkas kaması.
19. yüzyıl sonlarında biyler (prensler) arasında kalım miktarı 1500-2000 rubleye yükselmişti.
Karaçay-Malkarlılar kızları için ödenen kalımı, kızlarının çeyizi ve damadın akrabalarına alacakları hediyeler (berne) için harcarlardı. Kızları için verilen kalımı kendilerine harcayan aileler çok ayıplanırdı. Kızın babası kendisine hediye olarak verilen ata binmez, bunu kızın dayısına verirdi.
Adigeler ve Karaçay-Malkarlılar’ın aksine, 8-9. yüzyıllarda İslamiyeti kabul eden Dağıstanlılar arasında başlık geleneği şeriata aykırı olduğu düşüncesiyle yaygın değildi. İmam Şamil kendi naiplerinin kızları için bile bir gümüş rubleden fazla başlık alınmasını yasaklamıştı. O sebeple Dağıstanlılar arasında başlık bedeli 50-60 rubleyi geçmezdi. Laklar’da (Gazi Kumuklar’da) damat kızın ailesine hiçbir şey vermezdi. Dargılar arasında da aynı âdet geçerliydi.
Dağıstanlılar arasında kadına başlık ödenmemesi, ya da az ödenmesi sebebiyle kadının toplum içindeki sosyal statüsü çok aşağıda idi. Kadına toplum içinde en yüksek değeri veren Adigeler ve Karaçay-Malkarlılar’ın aksine Dağıstanlılar arasında kadın toplumun en alt tabakasında yer alırdı. Bir Dağıstan atasözü toplumda kadının yerini şöyle belirlerdi:
“Dünyada bir Allah vardır, ikincisi kadının kocasıdır.”
Erkeğin kadının efendisi sayıldığı Dargılar arasında da “kadını kaçı ile dövmezsen başına oturur” şeklinde bir söz vardı (Aliyev 1927: 141).
Adigeler ve Karaçay-Malkarlılar arasında kadına yüksek başlık ödenmesi geleneği, kadınların toplum içindeki statülerinin yükselmesine ve korunmasına da yardımcı olmuştur. Kız tarafının aldığı başlığın birkaç katını hediye (berne) olarak damadın ailesine vermesi geleneği ise, evlenen kızın para karşılığı satılan bir mal sayılma düşüncesini ortadan kaldırmış ve damadın ailesinin gelinlerine saygı duymalarını sağlayan bir vesile olmuştur.

 
Forum » KARAÇAY-MALKAR Karaçay bla Malkar » TÖRE » KARAÇAY MALKAR VE KAFKASYA TOPLUMLARINDA "BAŞLIK"
Page 1 of 11
Search:


Copyright Başhüyük © 2017